Gökhan Tekin'in Web Sitesine Hoşgeldiniz.
İslamiyet Ruhum Türklük Bedenimdir  
  TurksRaider
  Yüce Dinim İslamiyet
  Yüce Soyum Osmanlı
  Mustafa Kemal Atatürk
  TurksRaider Videos
  Büyük Türk Devletleri Ve Tarihleri
  Büyük Tarihimizden Kesitler
  => Osmanlı Devletinin Asya Politikası
  => Osmanlı ile ilgili duymadığımız birkaç ayrıntı
  => Yüce Peygamberimizin Türkler Hakkındaki Hadisleri
  => Türkler Hakkında Söylenen Sözler
  => Son Kale Medine
  => Osmanlının Düzeltemediği İmajı Kim Düzeltmiş
  => 1821 Mora İsyanındaki Patrik
  => Cahar Dudayev
  => Ulu Önderin mason localarını kapatması
  => 31 Mart Vakası Ve Gök Sultan AbdülHamid Hana Yapılan Haksızlıklar
  Birazda Benden
  Kavak Yelleri Dizisi Bölümleri
  Yapmış olduğum Modifikasyonlar
  Faydalı Bilgisayar Programları
  Ziyaretçi defteri
  Gökhan'ın Posta Kutusu
  Site İstatistikleri
  Anketler Bölümü
 

TurksRaider News

Gökhan Tekin

Kartınızı Oluşturun
31 Mart Vakası Ve Gök Sultan AbdülHamid Hana Yapılan Haksızlıklar




31 Mart, Mürettep bir hadisedir. Müstakil Türk dev­letini yıkmak, onu ayakta tutan bütün manevi faktörleri ortadan kaldırmak içün tertip edilmiş câniyâne bir hare­kettir.

Gayesi bu olmakla beraber sarayları ve milli serve­ti yağma Sultan Abdülhamid handan yahudilerin öç alma­sı, mukaddes Filistin topraklarında yahudilerin devlet kurması ve İslâm âleminin rehberi olan büyük Türk mil­letini küçültüp bu âlemin başından koparıp atmak bu ha­disenin başlıca sebeplerindendir.

Bu vicdansız gaye ve emelleri gizlemek içün hadisenin murettibi olan yahudi, dönme farmason ve İngiliz Propagandaları var kuvvetleriyle çalışarak bütün suçu Türk hükümdarına yüklemek istemişler ve bunun içün sayısız neşriyat yapmışlardır.

Aradan elli yıl geçtikten sonra dost, düşman ve her kes hakikatı öğrenmiş ve Cennetmekân sultan Abdülhamid'in bu meselede zerre kadar sun ve taksiri olmayıp bil'akis âteşi söndürmek içün var kuvvetiyle çalıştığı sâbit olmuştur.

Türk düşmanlarının tertiplediği bu kıyamda padişa­hın zerre kadar alakası olmayınca diğer tâli iddialarda kendiliğinden suya düşmüştür.

Bu böyle olduğu içün Sultan Abdülhamid hakkında­ki mütalâayı başka bir kaleme bırakıyorum. Yüksek ka­rakter ve meziyet sahibi meşhur muharrirlerimizden AT­SIZ beyin yazısı aynen aşağıdadır.

ABDÜLHAMİD HAN (= GÖK SULTAN)

Cemiyetin en büyük haksızlığına uğramış tarihi şah­siyetlerden biri İkinci Abdülhamid'dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebi­leceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan için dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişah kaatil, kanlı, kızıl sultan cahil ve korkak olarak tanıtılmış talihsiz bir insandır.

Daha ilkmektep sıralarında muayyen bir propaganda­ya maruz kalmaya başlayarak yaşları ilerledikçe aynı tel kinlerle büyütülen nesillerin o propagandanın yalanlarını bir iman gibi benimsemesinden tabii ne olabilir?

Öğren yavrum ki On Temmuz bayramların en büyüğü; Esir millet böyle bir gün zincirini kırdı, söktü. Ondan evvel geçen günler, bilsen yavrum ne siyahtır. Milletin her iyiliğini düşünecek Padişahtır. Halbuki o zaman sultan, insan değil canavardı. Canlar yakar, kan dökerdi; millet ondan pek bizardı. gibi yaveler kimbilir hangi kırılası kalemlerle yazılarak okuma kitaplarına geçiyor, körpe dimağlara Sultan Hamid düşmanlığı aşılanıyordu.

Bu düşmanlığı aşılayanlar, ilkönce İttihatçılar, yani hürriyet kahramanları yani Sultan Hamid'in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kabadayılardı, ittihatçılardan sonra da Erme­niler, Rumlar Yahudilerdi.

Yani yabancıları ise karıştırarak Türkiye'ye batır­mak için Osmanlı Bankasını basan Anadoluda kargaşa­lık çıkaran ve Avrupanın gıt demesine meydan vermeden Sultan Hâmîd tarafından tepelenen Ermeniler; yani bal­kanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine ecnebi mü­dahalesiyle Türkiyeyi parçalamak isterken Sultan Ha-mid tarafından 1897 de tepelenen Yunanlılar (ve burada­ki adlariyle Rumlar), ve Filistinde bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hâmîd tarafından önlenen Yahudilerdi.

Sultan Hamid bin türlü siyasi tertiple bu azınlıkların azgınlıklarını yere sererken onlarla birleşerek Padişahı tahtından indiren kabadayılar:

Türk, Musevi, Rum, Ermeni Gördük bu rûz-u Rûşen i şarkısını bu unutulmaz hamakat ve ihanet bestesini söyliyerek meydanları çınlatıyor, Birinci Cihan Savaşıyla mütarekesine kadar Müsavi, Rum ve Ermeni vatandaş­larımızın nasıl rûz-u rûşen beklediklerini anlamamak, gibi bir belâhatle bir imparatorluğu idare ettiklerini zan­nediyorlardı.

Sultan Hamid'i iyice anlamak için çıktığı zamanı iyi bilmek lâzımdır. Sultan Aziz'in son zamanlarındaki çö­küntü sırasında memleketi yürütmek için beliren iki cere­yandan liberalizmi Beşinci Murâd, muhafazakârlığı ikin­ci Abdülhamid temsil ediyordu. Liberaller İngiltere ve Fransa'ya bakarak parlemento ile her şeyin düzeleceğine inanıyor, muhafazakârlar 30 milyonluk imparatorlukta 10 milyon Türkün hâkimeyetini sağlamak için mutlak ida­reye lüzum görüyordu.

Masonlar Sultan Muradı da ma­son yapmışlardı. Hakiki çehresini Sultan Murada göstermiyen masonluğun arkasında ise yahudilik ve Avrupa em­peryalizmi gizliydi.

İlk Meşrutiyet Meclisinin Hıristiyan mebusları Tür-kiyenin bir an önce parçalanması için Ruslarla savaşa şid­detle taraftar olmuşlardı ve hakikaten de imparatorluğun dağılmasına ramak kalmıştı.

Sultan Hamid bunu gördükten sonra zaten Meşrutiyeti devam ettirseydi hata etmiş olurdu. Gayrı müslim mebuslarla birlike dışardan görük-lenen Arap ve Arnavut milliyetçiliklerine de set çekmek üzere Meclisin kapatılması Sultan Hamidin en büyük ba­şarısı ve hizmetidir.

Bu meclis kapatılmasaydı ne olacaktı 8 milyon Hıristiyan ve 12 milyon Türkle bu devlet nasıl tutunacaktı?

Demokrasi bir çoğunluk rejimi olduğuna gö­re, Türklerden çok olan Araplar bilfarz resmi dilin Arap­ça olmasını teklif etseler ve Arnaavutları da yanlarına al­salar netice ne olacaktı?

Bütün gayri Türkler birleşerek Osmanlı imparatorluğunun Avusturya — Macaristan gibi federatif bir devlet olmasını isteseler nasıl önüne geçile­cekti?

Karışmak için fırsat gözleyen Avrupa devletleri­ni kışkırtmak üzere demokratik nümayişler yapılsa ne ile menedilecekti?

İşte Sultan Hâmîd, Meclisi kapatarak bütün bu tehli­keleri önledi ve tahtından indirilmeseydi daha da önleye­cekti.

Fakat onun hizmeti bu kadar da değildir.

1877 — 1878 savaşından yenilerek çıkan yedi Osmanlı ordusunu o za­manın en mükemmel silâhlarıyla meselâ mavzer tüfek­leriyle silâhlandırdı.

Denizci devletlerin ve Rusların de-nizden yapmaları melhuz taarruzlarına karşı İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını tahkim etti. (İngiliz — Fransızla-rın 18 Mart 1915 hücumu bu istikâmlarla durduruldu.) Mükemmel kurmaylar yetiştirdi (Birinci Cihan Savaşıyla İstiklâl Savaşını bunlar idare etti.) Sultan Aziz'in Ruslarla çarpışıp Kırımı kurtarmak için hazırladığı donatıma de­nizcilik tekniğinin gelişmesi karşısında değerini kaybet­mişti. 8 — 10 mil giden gemilerle artık iş görülemezdi. Bunları kadro dışı ederek iki zırhlı ile iki kruvazör aldı.

Büyük Osmanlı borçlarının üçte ikisi ödendi. Pek çok mek­tep açtı pek çok yol ve köprü ayrıca hastane ve çeşme gi­bi hayrat yaptırdı. Görülmemiş bir istihbarat şebekesi kurdu. Yabancı elçilerden bile casusları vardı. Avrupa'da kuş uçsa haberi oluyor, aleyhimizdeki kararları önceden öğrenerek tedbirini alıyordu.

Hilâfeti Osmanlı Hanedanın dan almak için Mısır'da kurulan gizli bir cemiyetin üye­lerinden biri Sultan Hamidin memuru idi. Balkanların mezhep ve milliyet zıddiyetlerini körükleyen birleşmeleri ne engel olduğu gibi İngiliz. Alman ve Rusları da birbiri­ne düşürerek aleyhimizde birleşmelerini bertaraf etti. Bunları yaparken de vezirlerinden paşalarından he­men hiç kimseye güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş o koca vezirler hiç sıkılmadan yabancı elçiliklere konsolosluklara sığınmışlardır.

Çok iffetli ve dindar bir adam olduğu için asla kan dökmemiştir. Mithat Paşa'yı öldürttüğü hakkındaki söy­lenti iftiradır. Gerçi o Mithat Paşa'dan şüphe ediyor, onun Sultan Aziz'i öldürmüş olduğuna inanıyordu Fakat din­dar bir insan olarak kan dökmekten bütün hayatınca çekinmiş, Mithat paşa ile arkadaşlarının idam kararlarını müebbet hapse çevirmiştir, isteseydi idam kararını imzalayamaz mıydı?
Buna hangi kuvvet mâni alabilirdi? Bunu yapmıyarak sonra Taif'te suikast yaptıracak kadar basit zekâlı mıydı?

Memleketi doğudan tehdit eden Moskof emperya­lizmi ile batıdan tehdit eden Avrupa emperyalizmi ve onun mümessili İngiltereye hürriyetçilerle de uğraşmaya mecbur olmuş, güneyden gelen Siyonizme göğüs germiştir.

Sultan Hamid için Osmanlı imparatorluğunu ırkımı­zın düşmanı Moskofa Hilâfetin düşmanı İngiltereye, dev­letimizin düşmanı Siyonizme ve azınlıklara rejimin düş­manı hürriyetçilere karşı müdafaa etmek meselesi vardı. Bunun için de kendisinin devlet başında kalması lâzım­dı. Kendisi çekilirse devletin tutunamıyacağı hakkındaki kanaatinin doğruluğu — maalesef — tahakkuk etmiştir.

Şimdi bu kadar büyük bir dâvanın karşısında. Peyami Safa'nın hâilevi bir tarzda ileri sürdüğü gibi İsmail Safa'nın sürgün edilmesinin ne ehemmiyeti olabilir? İsmail Safa ne istiyordu? Oğlunun iddiasına göre hürriyet. Yani Meşrutiyet serbest seçim. Yani bir alay Arap Arna­vut Ermeni Rum Bulgar Yahudi ve Sırbın Türkiye mu­kadderatı hakkında söz sahibi olması Şimdi akıl ve iz'an sahibi vicdan ve milli şuur sahibi olarak düşünün:

Böyle bir neticeye Sultan Hamid gibi büyük bir Hakan değil de bizzat babasının öldürüldüğünden şikâyet eden Peyami Safa razı olabilir miydi? razıydım derse mesele yok, tartış­ma boşunadır ve Peyaminin yeri burası değil ötesidir. Razı değilse Sultan Hamide kin dolu hücumun sebebi nedir? Ta­rih şuuru mu? Zannetmem Peyami Safa'nın Türk tarihi hakkındaki bilgisinin Turhan Tan'ın romanları çevresine sıkılmış olduğu malûmdur. O halde ortada şahsi hesaplar­dan ve hislerden başka ne kalıyor?

Sultan Hamid sürgün ettiklerine maaş da bağladığına göre Anadolu'nun en sağlam havalı yerlerinden biri oldu­ğu ahalisinin dinç ve gürbüz yapısıyla belli olan Sivasta İsmail Safanın ölmesi Sultan Hamid'in kabahati mıdır?

Zaten verem olan İsmail Safa İstanbulda kalsaydı ölmiyecek miydi?

Babasına karşı beslediği sevgi dolayısıyle Peyami Sa­fa'nın bazı özel düşünceleri olması tabiidir. Fakat her gün binlerce kişiye hitap eden bir muharririn, Sultan Ha­mid gibi büyük bir padişahı Osmanlı Padişahlarının en cahil ve kanlısı diye takdim etmesi en hafif tâbirle salâ­hiyetini kötüye kullanmaktır.

(Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın) (1) Kendi işinin ehli olduğu­nu bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise as­la cahil değildi. Onun da Peyami Safa gibi bir yüksek mektep ve lise diploması yoktu.

Fakat hususi Öğretmen­lerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem ha­nedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam hattat ve musikişinastı. Doğu ve Batı dillerinden abzılarını bili­yordu. Kurduğu fevkalâde değerli Yıldız Kütüphanesi bugün Üniversite Kütüphanesinin temelini teşkil etmekte­dir. Yerini biliyorsa gidip göstermesini tavsiye ederim. Bayazid Umumi Kütüphanesini de yine o kurdu. Çünkü Sul­tan Hamid Türk kültürüne Madmazel Noralya veya Cingöz Recai ile değil, kütüphane kurarak pek çok mektep aça­rak ve ilmi eserler yazdırarak hizmet etti.

Onun kaatil olduğu yalan, Kızıl Sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı Kızıl Sul­tanlığı benimsemesi Peyami'yi onlarla aynı safa sokmak­ta ve hangi emellere hizmet ettiğinin farkına varmamaktadır.

Sultan Hamid Kızıl değil, bir (Gök Sultan) dır. Te­ferruat kabilinden herkeste bulunan kusurlarını şişirip faziletlerini inkâr etmekle ne Türk Tarihi ne de Türk mil­leti bir şey kazanır. Peyaminin babası İngiliz — Boer sa­vaşında ingilizlerin bir başarısında İngiliz elçiliğine gide­rek tebrik ettiği için Sultan Hamid tarafından haklı olarak sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa o zamanki İngiltere-nin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmi­yordu. Fakat geniş haber alma imkânlarıyla her şeyi bi­len Sultan Hamid memleket münevverlerinin düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.

Babası İsmail Safa'yı Namık Kemalden daha üstün tutarak onun bir hürriyet kahramanı olduğunu iddia eden Peyami Safa cevap versin:

Hiç bir sebep yokken sırf memleketlerindeki elmas madenlerini zaptetmek için bir avuç Boer'e büyük ordu­larla saldıran İngilterenin hakiki sıfatı nedir ve böyle bir İngiltereyi tebrik etmek hangi asil hürriyetçilik anlayışı nın neticesidir? O zamanki İngiltereyi, Boerleri yendi diye tebrik et­mekle bugünkü Moskofları Finlere başarısından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?

Merhum ve mağfur, cennetmekân (Gök Sultan) bü­tün hayatında bir ülkü için (devleti ayakta tutmak ve ha­zırlamak) için yaşadı. Eşsiz siyasî dehasıyla Avrupayı ve Moskofu oyalıyor, bir yandan da demiryolu ve mekteple Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu. Sultan Hamidle onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için yalnız şu noktaya bakmak kâfidir:

Hürriyet kahramanları hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astırdıktan sonra savaşa soktukları devlet yeni­lince hırsızlar gibi kaçtılar.

Gök Sultan, bir tek siyasi idam yapmadan en kor­kunç siyasi güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında dev leti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirirken Moskof Çarının Rusyaya davetini Selânikten Alman gemisiyle Istanbula gelirken de Almanya imparatorunun davetini reddederek vatanında bir sürgün ve bir mahbus gibi ya­şamayı tercih etti.

Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid o yangınların eve bulaşamaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir müdafiy-di. Bu konuşmaları sırasında yoluna çıkan bir çocuğa çar­pıp düşürdüyse suç onda değildi. Yurdun çevresinde yan­gınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan yangınları içeri sokmamak için didiniyordu.

Ve sokmadı da...

Ne diyelim?

Durağı Cennet olsun ve Allah bizi hürriyet sarhoşluğundan korusun.

1 Mayıs 1956, Maltepe

ATSIZ


-----------------------------------------------------------------------
(1) Bu güzel söz son devir Osmanlı şehzadelerinden birine aittir.
------------------------------------------------------------------------


KİTABI KAPAYIŞ:

Bu eserin sonuna büyük mütefekkir ve âlim üstad Ali Rıza Sağman beyin elimize geçen bir manzumesini ko­yuyor ve onunla kitabı bitiriyoruz:

BÜTÜN TARİH BOYUNCA, HAYATIN HUZUR VE RAHATINI BOZUP DÜNYAYI KANA BOYAYAN SOYSUZ!

16. OCAK. 1959
Yazan: Ali Rızâ SAĞMAN


Türkleri ancak öldürebilirsiniz ama asla yenemezsiniz  
  Image Hosted by ImageShack.us
By turksraider at 2008-10-26
 
Reklam  
   
TurksRaider!!!!!!!!  
   
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=